Deutsche Bank’ın gerçekleştirdiği ve 17-20 Mart tarihleri arasında 400 katılımcının yer aldığı anket sonuçlarına göre, ABD ekonomisine dair resesyon endişeleri önemli ölçüde artış gösteriyor. Bu ankette, önümüzdeki 12 ay içinde ABD ekonomisinin resesyona girme olasılığı yüzde 43 olarak belirtilmiş durumda. Bu oran, ekonomik açıdan dengeli bir görünüm sunan düşük işsizlik oranlarına ve büyüme yönünde destekleyici verilerin varlığına rağmen, piyasada ve kamuoyunda resesyona dair kaygıların ne kadar ciddi boyuta ulaştığına işaret ediyor.
Bir yandan iş gücü piyasasının görece sağlıklı seyri ve tüketim tarafında hâlâ ayakta duran talep, çoğu ekonomistin ve analistin kısa vadede sert bir durgunluk beklemekten kaçınmasına neden oluyor. Ancak diğer yandan, özellikle enflasyon baskıları ve faiz artırımları sonucu ortaya çıkan finansman maliyetlerindeki yükseliş, şirketlerin ve bireylerin harcamalarında daha ihtiyatlı davranmasına yol açıyor. Ekonomi yönetimi, enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını artırmaya devam edebilir; bu da kredi kullanımını pahalılaştırarak hem yatırımları hem de tüketimi zayıflatabilir. İş dünyasının ve tüketicilerin artan resesyon beklentilerinin de bu sürece etki ettiği söylenebilir.
Resesyon Nedir?
Resesyon genel tanımıyla, ekonomik faaliyetin yavaşlaması ya da küçülmesi anlamına gelir. İki çeyrek (altı ay) üst üste daralma yaşanması genellikle “resesyon” olarak adlandırılır. Bu dönemde üretim düzeyi geriler, tüketim ve yatırımlar azalır, işsizlik oranlarında yükselme görülür ve şirket kârlılıkları gerileyebilir. Eğer resesyon uzun süre devam ederse, durgunluk boyutu daha da derinleşebilir ve bir ekonomik krize evrilebilir.
Resesyon Endişelerinin Artış Sebepleri
Faiz Artışları ve Finansman Koşulları: ABD Merkez Bankası (Fed), yüksek enflasyonu dizginlemek amacıyla faiz oranlarını artırdığı için şirketlerin ve bireylerin borçlanma maliyetleri yükseliyor. Bu durum yatırımların ertelenmesine ve tüketimin yavaşlamasına sebep olabiliyor.
Tüketici Güveni ve Beklentileri: Tüketici güven endeksleri, insanların geleceğe dair ekonomik beklentilerinin olumsuza dönmesi hâlinde harcamalarını kısacaklarına işaret ediyor. Bu tür anket sonuçları, insanların olası bir resesyona hazırlıklı olmak adına harcamalarını azaltmasıyla birbirini besleyen bir döngü yaratabilir.
Şirket Kararları ve İstihdam: Harcamalarda ve tüketimde olası yavaşlama şirketlerin kârlarını azaltabilir. Bunun sonucu olarak da firmalar maliyetleri kısmak için personel sayısını azaltabilir veya yeni yatırımlardan çekinebilirler. Böyle bir sarmal işsizliğin artmasına, dolayısıyla da talebin daha da düşmesine neden olabilir.
Küresel Ekonomik Faktörler: Sadece ABD’deki iç dinamikler değil, aynı zamanda küresel piyasalarda yaşanan belirsizlikler, Avrupa başta olmak üzere dünya ekonomilerindeki sıkıntılar ve jeopolitik riskler de ABD’nin resesyon ihtimalini kuvvetlendirebilir. Yüksek enerji fiyatları, emtia fiyat oynaklığı veya tedarik zincirlerindeki sorunlar da ek baskılar yaratıyor.
Resesyon Sürecinin Olası Etkileri
Tüketim ve Yatırımda Daralma: Harcama kalemlerinin kısıtlanması, talebin daralmasıyla büyüme rakamlarının aşağı çekilmesine yol açabilir.
İşsizlikte Artış: Ekonomik yavaşlama veya daralma sürecinde şirketler maliyetlerini kontrol altına almak için işten çıkarmalara yönelebilirler.
İflasların Artması: Karlılığın düşmesi, finansal sıkışıklık yaşayan şirketlerin iflas riskini yükseltir.
Devlet Gelirlerinde Azalma: Vergi gelirlerinin düşmesi, kamu harcamalarını finanse etmede zorluk yaratabilir; kamu açıklarında artışa sebep olabilir.
Yeniden Toparlanma Süreci: Bir resesyonun ardından toparlanma dönemi, ekonomik faaliyetlerin yeniden canlanması adına hem harcama hem de yatırımlara yönelik teşvik politikalarını gerektirebilir.
Gözler Merkez Bankası Politikalarında
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bundan sonraki adımları, resesyon ihtimali üzerindeki en belirleyici faktörlerden biri olacak. Fed’in enflasyonla mücadele için sürdürdüğü sıkı para politikası, ekonomiyi kontrollü bir soğumaya yönlendirmeyi hedefliyor. Ancak faiz oranlarının çok hızlı ve yüksek artırılması durumunda ekonomi “sert iniş” riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu yüzden, Fed her toplantısında enflasyonu dizginleme hedefi ile büyümeyi destekleme sorumluluğu arasında hassas bir denge kurmak zorunda.
Uzun Vadede Ne Olabilir?
Ekonomik verilere dayanarak resesyonun kesinliği hakkında yorum yapmak her zaman zordur; çünkü ekonomiler birçok değişkenden etkilenir. Ancak Deutsche Bank anketindeki katılımcıların yaklaşık yarıya yakınının (yüzde 43) resesyon beklemesi, piyasa aktörlerinin psikolojik olarak gelecekteki zorluklara hazırlandığını gösteriyor. Ekonomide beklentiler önemli bir rol oynar: İnsanlar ve şirketler gelecekte daha kötü günler göreceklerine inanırsa, harcama ve yatırım kararlarında frene basarak gerçekten de durgunluğu tetikleyebilir.
Bu bakımdan, ABD ekonomisinin resesyona girip girmeyeceği hem verilerle (işsizlik, tüketici harcamaları, sanayi üretimi, perakende satışlar vb.) hem de beklentilerle şekillenecek. Toplumdaki yaygın algı resesyonun kapıda olduğunu işaret ederse, “kendi kendini doğrulayan kehanet” misali, piyasanın yavaşlaması da daha hızlı gerçekleşebilir.
Sonuç Olarak
Deutsche Bank’ın anketi, her ne kadar ABD’de düşük işsizlik ve göreceli olarak hâlâ pozitif büyüme sinyalleri bulunsa da, resesyon beklentisinin ciddiyetle gündemde tutulması gerektiğini ortaya koyuyor. Resesyon, ekonomik hayatta belirgin yavaşlamalara, istihdamda daralmalara, şirket kârlarında düşüşlere ve bireylerin alım gücünde gerilemeye neden olabilir. Ancak bu sürecin ne kadar derin veya uzun süreceği; global gelişmeler, Fed politikaları ve tüketici/şirket davranışları tarafından şekillenecektir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde yayınlanacak verileri ve para politikası adımlarını yakından izlemek büyük önem taşıyor.